Bu yılki Türkiye ziyaretimin ilk durağı güzel İzmir oldu. Daha etkinliğin heyecanı üzerime çöreklenmeden önce, İzmirli yazar dostlarla bir araya gelerek nefis bir akşam geçirdik. Dedektif Dergi’nin genel yayın yönetmeni Gamze Yayık ve eşi, POYABİR başkanı Algan Sezgintüredi ve eşi, Suphi Varım, Hüseyin Bul, Güneş Barguş ve Turgut Şişman’la keyifli bir akşam yemeğinde buluştuk. Edebiyattan hayata uzanan samimi sohbetler, paylaşılan anılar ve dostluk atmosferiyle bu gece benim için unutulmazlar arasına girdi.

Ertesi gün ise, Yakın Kitabevi’nde düzenlenen imza ve söyleşi günüm vardı. Bu, Türkiye’de gerçekleştirdiğim ilk etkinlikti ve doğrusu bu kadar yoğun bir katılım beklemiyordum. Etkinlikte bir araya geldiğimiz polisiyesever okurların ilgisi ve soruları beni hem çok mutlu etti hem de motive etti.
Söyleşi sırasında, elimden geldiğince “polisiye nedir, ne değildir” konusuna değinmeye çalıştım. Neden mi bu konuyu seçtim? Çünkü ülkemizde polisiye türüyle ilgili ciddi bir kafa karışıklığı olduğunu gözlemliyorum. Polisiye türünün temel öğelerini barındırmayan romanların, yayınevleri ya da kitapçılar tarafından “polisiye” etiketiyle sunulması, okurların tür hakkında yanlış bir algıya kapılmasına neden olabiliyor.

Bu noktada, polisiye yazarı olarak yalnızca yazmakla yetinmenin yeterli olmadığını düşünüyorum. Okurları bilgilendirmek, türün sınırlarını ve özelliklerini anlatmak da bizim sorumluluğumuzun bir parçası. Bu etkinlik, bu açıdan benim için çok anlamlı bir adımdı.
İzmir’de geçirdiğim bu birkaç gün, hem dostluklar hem edebiyat adına dopdolu geçti. Katılan, destek veren ve içtenlikle dinleyen herkese bir kez daha teşekkür ederim. Yeni duraklarda yeniden buluşmak dileğiyle…

