Soluk Mavi Gözler

Netflix yeni yıla iddialı bir filmle girdi: The Pale Blue Eye-Soluk Mavi Gözler.

19. yüzyılın başlarında geçen hikaye, askeri akademide işlenen gizemli bir cinayetin soruşturulmasını anlatıyor. Soruşturmayı yürüten dedektif, Cristian Bale tarafından canlandırılan Augustus Landor.  Landor’a yardım eden  bir de öğrenci var. O da Harry Melling’in oynadığı genç Edgar Allan Poe. Filmin bu kadarlık özeti çok iyi bir seyirlik vadetse de sonuç ne yazık ki öyle değil. Melling’in harika oyununa,  olağanüstü güzellikte dekorlara ve kar manzaralarına rağmen Soluk Mavi Gözler başarılı bir film olmaktan uzak. Bir defa, gereğinden fazla uzun. Çok daha kısa sürede anlatabilecek bir hikaye iki saate yayılmış. Buna kimi sahnelerin durgunluğu ve karanlığı da eklenince  film izlerken sıkılmamak mümkün değil. Melling’in performansı gerçekten çok iyi ancak ekranda gördüğümüz Poe, bizim tanıdığımız bildiğimiz kasvetli Poe’ya pek benzemiyor. Coşkulu, hatta yer yer komik bir Poe var karşımızda. Edebiyatçı Poe’yu izlemek için filme gidenler pek beklediklerini bulamayacaklar.

Sadece gereksiz uzunluğu değil, polisiye bakımından da zayıf oluşu filmin sıkıcılığına katkı yapıyor. Film gizemli bir açılışla başlasa da polisiyenin klişelerine bağlı kalarak ilerliyor. Polisiyede klişelerin kullanılmasına elbette karşı değilim. Ama bunun alışılmamış, değişik bir dille yapılması gerekir. Yoksa, güneşin altında yeni bir şey olmadığını artık herkes biliyor. Örneğin, Landor’un karısı üç yıl önce  ölmüş, kızı  ise kayıp.  Kendisi gizli bir alkolik ama aynı zamanda dahi bir dedektif. Bu kadarı bile yeterince tanıdık değil mi? Maktul hakkında hiçbir bilgimizin olmaması ona karşı sempati duymamızı ya da ondan nefret etmemizi engelliyor. Diğer deyişle, maktule yeterince ilgi duyamıyoruz. Cinayetle ilgili ayrıntılar da yeterli olmaktan uzak. Hepsi bir yana, aslında senaryonun kendisi sıkıcı. Sürükleyici değil. Bazı karakterler sıf olay örgüsünü ilerletmek için var edilmiş (okült profesörü gibi) ve bu çok belirgin.

Ve final.. İyi polisiyelerden hikaye boyunca birkaç şaşırtma içermesi, finaldeyse, izleyiciye(okura) “vay canına” dedirtmesi beklenir. Soluk Mavi Gözler, bunu gerçekleştirmek için elinden geleni yapmış. Ancak, bir yerden sonra öçzümün ne olacağını anlamamk imkansız. Zaten oldukça uzun tutulan ve hiçbir inandırıcılığı olmayan yangın sahnesinden sonra herhangi bir açıklama yapılmasına da gerek kalmıyor. Ama yine de yapılıyor ve o sırada fark ediyorsunuz ki filmin bitmesine daha yarım saat var. Aptal değilseniz, yeni bir açıklama geleceğini ve bunun bir ters köşe olacağını  anlıyorsunuz. Arkanıza yaslanıp sonucu bekliyorsunuz. Son açıklama sizi tatmin eder mi bilmiyorum ama ben beğenmedim. Filmin bütünüyle bağını kopartan bir açıklama oldu. Sonuç olarak, oyuncu performanslarından başka etkileyici bir yanı olmayan, polisiye yanı zayıf sıkıcı bir film izledim.

“Tekrar izler misin?” diye sorarsanız, cevabım “Hayır,” olacaktır.

Shopping Cart
  • Sepetiniz boş.